Nil’in taşkınları, çölün fırtınası ve antik dönem mezar soyguncuları tek bir şeyi silip süpüremedi: Mumyalaşmış kavramlar. Doğal ya da beşeri felaketler “bu kavram mumyalarına” zarar veremedikleri gibi onları güçlendirdiler de. Nil, Mısır’a bir medeniyet bahşetti, topraklarının bereket kaynağıydı ve azametinden de sual olunmazdı. Temmuz ve Kasım ayları arasındaki yılın dört ayına Mısırlılar Akhet adını vermişlerdi yani sel mevsimiydi. Ancak onunla barışık yaşamayı öğrenmişlerdi. Çünkü anlayışlarına göre kaos ve düzen bir arada yaşamak zorundaydı. Bunu da sağlayabilecek yegâne güç Mısır uygarlığı ve tanrılarıydı. Birçok tanrı arasında en büyük saygıyı Amon görüyordu. O yüzden bu tanrının rahipleri de kuşkusuz siyasi bir güce ve toplumsal kabule sahipti.
Kaosu düzenle dengeleyebilecek kişi firavundan başkası olamazdı. Ama firavun bile Mısır’ın tanrılarına karşı vazifelerini yerine getirmekle yükümlüydü. Mısır’ın bereketli topraklara genişlemesini sağlamak, toplumun refahını artıran ticaret yollarını emniyetli kılmak firavunun mühim vazifelerindendi. Askeri ve toplumsal yükümlülükler kadar hatta bunlardan da önemli bir vazifesi daha vardı: Mısır tanrılarına tapınaklar inşa ederek onları ululamak!
Amon ve rahipleri bilhassa Yeni Krallık döneminde başkent Teb’de müthiş bir güce ulaştı. Gayet tabii en çok tapınılan ve kaosundan korkulan tanrı Amon’du. Kaostan sakınmanın tek yolu tanrıların adını yaşatmak, tapınak alanlarına adaklar sunmaktı. Ekmek, bira, şarap, sığır eti, kümes hayvanları, keten giysiler, alabaster kaplar sunak alanlarını doldururdu. Aslında sadece bunlar bile bir servet biriktirmeye yeterdi. Amon, bu serveti kendisi tüketemeyeceğine göre… Doğanın azametinden Tanrılara sığınan insanlar, geçmişten bugüne hiçbir Tanrı’yı zengin etmemişlerdir. Değerli hediyeler alarak refah seviyesi halkı fersah fersah geride bırakanlar kim? Elbette Tanrılar adına konuşan rahipler! Rahiplerin toplumsal bir himaye altında olması zenginliklerini dokunulmaz kılar. Firavun bile onlara saygı duymak ve yapılacak işlerde onların olurunu almak durumunda kalmıştır. Zihinlerimizdeki sınırsız yetkilere sahip tanrısal firavun imgesine pek uymuyor değil mi? Öyle. Teb’de Amon rahiplerinin ulaştığı siyasi ve toplumsal güç düşünüldüğünde… Pek şaşmamalı!
Bütün bu “Mısırlılık”, bu kaos ve düzenden oluşan “kavram mumyaları” ancak Mısırlı gibi düşünmeyen biri tarafından alt edilebilirdi. Bunun tehlikeleri vardı: Toplumsal lanete uğramak ve kâfir ilan edilmek! Amon rahiplerine karşı bu savaşı yürütmeye kudreti yetecek kişi yine Tanrıların soyundan gelen Firavun olabilirdi ancak. Ölümü kutsallaştırmak yerine yaşamı ve yaşama sevincini Mısırlılara aşılayabilecek olan… Onun adını hepimiz biliyoruz değil mi? Akhenaton… Aton’un hizmetkârı! Bidayette böyle anılmıyordu tabii. Amenhotep’di adı ama o Amon’u memnun etmek istemiyordu. IV. Amenhotep olarak hüküm sürmek de… Bu savaşı nasıl kazanacağını sordu kendisine belki. Olası bir cevabı şuydu: “Kendin olarak!” Aslında büyük firavunun kendisi yerine hazırladığı veliaht Akhenaton değildi. Ama tarih işini yürütmek istediği zaman doğru kişiyi kendisi hazırlar.
Amon savaşçı bir tanrı… Mısır krallarının zaferlerinde her zaman onun kudreti etkili olmuştur. Acaba bir vakitler, Mısır’da, tarihin kaydedilmediği ancak halkın hafızasına kazındığı bir zamanda, Amon adında halkına önderlik eden savaşçı bir lider mi yaşamıştı? Gayet tabii. Efsaneler ölümsüzdür ama şekil değiştirebilirler. Amon, adının yanına Ra’yı aldığında yaratıcılık vasfına da sahip olmuştu. Amon-Ra Mısır’ın tanrılar hiyerarşisinin baş tanrısıydı. Ama Heliopolis’teki Ra’nın müritleri, Teb’deki Amon rahiplerinin siyasi gücüyle baş edemezlerdi. Mısırbilimcilerin Yeni Krallık olarak adlandırdığı dönemde, 18. Hanedan firavunlarından Akhenaton, Amon rahipleriyle bir iktidar mücadelesine girecekti. Acaba Ra’nın takipçilerinden bir destek bulabilir miydi? Hakikaten neydi bu Aton? Akhenaton’un icadı değildi elbette.
Akhenaton’un büyükbabası IV. Thutmose, Amon rahiplerine karşı tahttaki yerini meşrulaştırmak için girişimlerde bulunmuştu. Bu iş için kurguladığı ya da gerçekten gördüğü bir rüyadan yararlandı. En azından kraliyet ailesini Amon’dan uzaklaştırıp güneş kültüne yaklaştırmak istiyordu. Diktirdiği rüya steli, Atenizm inancının doğuşunu hazırladı.
Heliopolis’te (Güneş Şehri) Ra’nın rahipleri sarayla uyum içinde olmayı tercih ederdi. Firavunların kullandığı Sa-Re 𓇳𓅭 (Güneşin oğlu) adı bu uyumun göstergesidir. Başkent Teb’de ise Amon rahipleri uyum istemiyor, buna muhtaç değil çünkü bağımsız ve devasa bir ilişkiler ağına sahip. Akhenaton daha radikal çözümler üretmeliydi. Evet, dedesinden daha cüretkâr. Gerçekten diğer firavunların cesaret edemediği bir işe kalkıştı. Aradan rahipleri çıkararak Aton’la doğrudan kendisi konuştu. Aton’a ilahiler yazdı. Kabaca tanımlamaların aksine salt bir güneş diski değildi Aton.
“Şafağın göğün ufkunda ne güzeldir,
Ey yaşayan Aton, Yaşamın başlangıcı!
Göğün doğu ufkunda yükseldiğinde,
Her yeri güzelliğinle doldurursun;
Işınların her diyarı, yarattığın her şeyi kuşatır.
Sen ki Ra’sın, hepsini kendinde toplar;
Sevginle bağlarsın.”
…
“Ufukta yükseldiğinde yeryüzü aydınlanır,
Gündüzleri Aton gibi parladığında
Karanlık sürgün edilir
Işınlarını gönderdiğin zaman,
İki ülke her gün bayram havası içindedir.”
…
“Kuşlar… kanatlarını sana tapınmak için açarlar
Bütün koyunlar dans eder
Bütün kanatlı yaratıklar uçar,
Üzerlerine ışık saçtığında yaşarlar.”
Akhenaton tarafından yazıldığı düşünülen ilahinin girişinde, minnet ifadeleri büyük bir hayranlık ve sevgiyle sıralanmıştır. Akhenaton’un tanrısı, henüz başlangıç satırlarından hissedildiği üzere bir sevgi tanrısıdır. Belirgin bir yaşam sevinci aşılar. Göğün doğu ufkunda yükseldiğinde insanlar yaşam enerjisiyle dolar, yaşamak güzelleşir. Göğün batı ufkuna yerleştiğinde ise dünya karanlıkta kalır. Her şeyi yaratan dinlenmeye çekildiğinde “karanlık hüküm sürer, her aslan ininden çıkar, bütün yılanlar sokar”. Dünya bu süreçte tedirgindir. Ta ki Aton ufukta tekrar yükselene dek. Karanlık sürgün edildiğinde, Aton ışınlarını gönderdiğinde insanlar derin bir huşuyla işlerini görebilirler. Kuşlar, koyunlar, sığırlar, bütün ağaçlar ve bitkiler Aton’un ışığına minnettar. Bütün canlılar tarafından sevilen ve hissedilen bir tanrı. Onun varlığı değil yokluğu korkulan bir olgu…
Birinci Bölümün Sonu
Samet Demir
Yazının ikinci bölümünde;
Aton inancının kökeni ve ne olduğu işlenmeye devam edecek.
Akhenaton’un Aton’a adadığı şehir Akhetaton (Aton’un ufku) anlatılacak.
Amon rahiplerine karşı, Akhenaton’un eşi Nefertiti mücadeleye dahil olacak.
Birinci Bölüm için başvurulan kaynaklar:
Freeman, Charles, Mısır, Yunan ve Roma: Antik Akdeniz Uygarlıkları, çev. Suat Kemal Angı, Dost Yayınları, Ankara, 2018.
Pinch, Geraldine, Mısır Mitolojisi: Eski Mısır Tanrıları, Tanrıçaları ve Mitleri, çev. Ekin Duru, Say Yayınları, İstanbul, 2021.
Weigal, Arthur, Akhenaton iv. amenhotep, çev. Ulus Sevdi, Fihrist Kitap, Ankara, 2024.


Bir Cevap Yazın