İnsan, ölümü yenmek ister. Son nefesini verdiğinde, her şeyin -o son nefesle birlikte- yok olmasına tahammül edemez. Yaşam serüveni, dünyada devam etmeyecek ise başka bir zaman-mekanda sonsuza kadar sürmeli, diye düşünür.
&
Yüreğini çıkar koy şu kefeye!
Günahsızsan korur tinini İye.
Maat’ın tüyü konur teraziye.
Bengi yaşam bahşedilir dengeye!
Adalet, dürüstlük tüyü terazinin bir kefesine, diğer kefesine yüreğin konulur. Çakal başlı tanrı Anubis tartma işini yürütür ve denetler. Terazi dengede kalırsa ödülün sazlık tarlaları olur. Yüreğin ağır basarsa yeterince dürüst değilsin, demektir. Sazlık tarlaları unut. Geriye senden hiçbir şey kalmayacak.
İnsan, bu oyunu bile isteye oynar. Hem Eski Mısırlılar için bu bir oyun değil, inançtır. Nihai bir yok oluşa inanmak yerine yüreğini tüyle tartmayı yeğlersin. Dengeye güvenirsin, halbuki bir saman çöpü bile bozabilir onu.
&
Eski Mısırlılar ebedî yaşam ister. Sen istemiyor musun? Anıtlar, dikilitaşlar, piramit metinleri, tapınak alanları ölümle o kadar ilgili ki bugün insanlar ister istemez soruyor: Eski Mısırlılar, ölüme ve yeniden dirilişe neden bu kadar kafa yordular? Cevaplayalım: Hangi inanç sisteminde ölümden sonra ebedî yaşam vadedilmiyor? Mısırlılar ebedî yaşam yolunu külfetli hâle getirmişlerdi sadece.
&
Khufu’nun göğe yükselen merdiveni, inşa edilişinden 4500 yıl sonra bile insanları büyülemeye devam ediyor. Piramit bugün yerli ve yabancı turistler için bir cazibe merkezi olsa da Khufu çok daha pragmatik bir insandı değil mi? Piramit içinde biri tamamlanamamış üç mezar odası dikkat çekiyor. Sadece birinde lahit bulundu. Odanın yeri hakkında Khufu sürekli fikir mi değiştirdi yoksa en başından beri planı bu muydu? Mısırbilimciler için bir tartışma konusu… Antik dönem mezar soyguncularına karşı lahit odasına giden yol koruyucu önlemlerle donatılmıştı. Buradan hareketle diyebiliriz ki; Khufu ebedî yolculuğunu riske atabilecek her türlü olumsuzluğa karşı çareler düşünüyordu. Ayrıca seyrüseferinde ona eşlik edecek güneş teknesini unutmamalı. Piramit kusursuz göründüğü için -gözle bile görülen kusurları var aslında- 20. yüzyıldan itibaren uçuk iddialar ortaya atılıyor. Bu iddialar dillendirilmek için bunca asır neyi bekledi? İnsanın uzaya çıkmasını tabii. Ne zaman insanlık uzaya erişti, o zaman uzaylıların piramit inşacısı olduğu söylenir oldu. Bu uçuk uzaylı iddiasını çürütecek keşif 2013 yılında Fransız arkeologlar tarafından Vadi Al Jarf’ta yapıldı. Merer’in günlüğü, antik Mısırlı denizcilerin, taşçıların ve nakliye işçilerinin olağanüstü organizasyonunu doğrudan içeriden bir gözle anlatıyordu. Piramit, Ankhhaf’ın seçkinleri ve onlar gibi uzman diğer ekipler tarafından inşa edilmişti. Yani tamamen insanlar tarafından yine bir insanın ebedî yaşama ulaşması için yapılmıştı.
&
Ölümü kabullenmek özellikle geride kalanlar için zordur. Daha az incitici olan “bu dünyayı terk eyledi” deyimi, içinde ölümü barındırmamakla beraber başka bir umut aşılıyor. Aslında inanmak istediğimiz şeyi: “O yok olmadı.”
Antik Mısırlılar, “o öldü” demek yerine nefesin bir kuş gibi bedeni terk ettiğini ifade ederdi. Ama Mısırlılar sembolik bir anlatımla yetinmezdi. “Ba” diye andıkları “ruh” (hiyerogliflerde eyer gagalı leylek şeklinde gösterilirdi, bknz. Gardiner listesinde G29. İnsan başlı bir şahin şeklinde de gösterildiği olurdu, bknz. G53. Ba teriminin kesin bir tercümesi eksiktir, “ruh” tanımlamamız da eksiktir) mumyalanmış bedene geri dönebilsin diye Ağız Açma ritüeli gerçekleştirilir, ba ağız yoluyla vücuda girerdi. Ve böylece diyebiliriz ki; Mısırlı için ölüm yok olmak değil, sadece derin bir nefes alıp sonsuzluğa doğru atılan ilk adımdı.

Yorum bırakın